BAHÇELİ'NİN AÇIKLAMALARI BURAM BURAM İNGİLİZ KOKUYOR
BAHÇELİ'NİN AÇIKLAMALARI BURAM BURAM İNGİLİZ KOKUYOR
“BALKANLARDAKİ TÜRKLER, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NDEN VATANDAŞLIK BEKLİYOR” “SURİYELİLERİN DÖNÜŞÜ ARAP CUMHURİYETİ'NDE KAOSA YOL AÇIYOR DA MİLYONLARCASININ TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDE KALMASI KAOS DOĞURMUYOR MU?” “AKP İLE HEMHAL OLMADAN ÖNCEKİ SİYASAL LİTERATÜRÜNÜ TAMAMEN TERK ETMİŞ OLAN BİR DEVLET BAHÇELİ GÖRÜYORUZ”
Zafer Partisi basın sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu, Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Azmi Karamahmutoğlu: “Yarın 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı. Bunu kutlamak için yarın Zafer Partisi olarak konuyla ilgili en anlamlı yerde olacağız. Yani Atatürk'ün şehre ayak basarak kurtuluş savaşını başlatmış olduğu noktada bulunan anıtın önünde bulunacağız. Onur Anıtına çelenk koyarak yarınki kutlamalara başlayacağız ve takip eden saatlerde gün içerisinde Samsun'dan Sayın Genel Başkan Ümit Özdağ'ın gençlerle buluşması olacak. Bütün günü Samsun'da geçireceğiz.
Geçen hafta ise yine Kurucu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bu kez doğduğu topraklardaydık. Bunu size aktarmak, sizinle paylaşmak istiyorum. Parti Heyeti olarak Genel Başkan Ümit Özdağ'ın başkanlığında Makedonya'ya gittik. Makedonya'da hem devlet kademesiyle hem siyasilerle hem halkla hem öğrencilerle, okulla, öğretmenlerle görüşmelerimiz, ziyaretlerimiz oldu. Üç günlük Makedonya ziyaretini takiben üç gün boyunca da Kosova'ya geçtik, Kosova'da bulunduk. Buradaki izlenimleri kısaca sizinle paylaşmak istiyorum. Özellikle bir ilkokulu size aktarmak istiyorum. O okulu lütfen hafızanızda tutun ve o okulla temasta, ilişkide olun. Gidemezseniz de o okulu öğrencilerin ihtiyacı olacağı bazı materyallerle, tamamen kitaplara, dergilere dönük materyallerle beslemenizi rica edeceğim. Okulun adı Tefeyyüz İlkokulu. Tam 1884 yılından beri eğitim-öğretim hayatına kesintisiz devam ediyor. Yani Atatürk üç yaşındayken kurulmuş Üsküp'te bu Tefeyyüz İlkokulu ve halen daha öğrenmeye devam ediyor. Bizi ağırladılar öğretmenleri, müdürü ve öğrencileri. Hepsi pırıl pırıl, tertemiz Türk çocukları. Orada bizi ağırladılar şarkılarla, marşlarla, şiirlerle. Bize çok güzel anlar yaşattılar. Oradayken Türklüğümüzle gurur duyduk ve bir o kadar da hüzünlendik. Çünkü 500 yıllık vatan toprağını soykırıma ve sürgünlere uğratılarak kaybetmenin hüznünü yaşadık. Fakat diğer açıdan da gururlandık ki üzerine 100 yıl daha ekleyerek 600 yüz yıldır o topraklarda Türklüğün nöbetini tutanlar var. O nöbeti tutarken Türk bayrağını dalgalandıranlar var.
Bunlardan biri de Kosova'daki Mamuşa Belediyesi'ydi. Mamuşa Belediye binasında ağırlandığımızda tamamen Kosova Anayasası'ndan kaynaklı olarak belediyeler kendi bölgelerinde çift resmi dil kullanabiliyorlar ve buna bağlı olarak bayrak da kullanabiliyorlar. Mamuşa Belediye Başkanı bizi ağırlarken makamında Kosova bayrağının yanında Türk bayrağı da vardı ve bize şöyle seslendi, dedi ki, siz geldiğiniz için bu Türk bayrağını buraya koymuş değilim. Biz burada olduğumuz için bu Türk bayrağı hep burada diye söylemişti. Bu bize yetmişti. Evet, belki sayıları çok fazla değildi fakat kolonizatör Türk dervişlerinin açtıkları yolda bıraktıkları izleri takiben biz de Avrupa'daki Türk izlerini takip ettik. Türklük nöbetinin yüzyılları aşarak devam ettiği Türk Belediyesi Mamuşa'da ve Türk coğrafyası Kosova'da, Makedonya'da. Gelecek Temmuz ayında da yine Zafer Partisi heyeti olarak ayrıca Bosna-Hersek ziyaretimiz olacak. Bunu da paylaşmak istiyorum. Tarihini o Temmuz ayı içerisinde tekrar bilgilendireceğiz.
Şimdi bütün bu gezinin ardından bir Türk milliyetçisi, bir vatansever ve bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, bir siyasi olarak duygu halimi ve fikriyatımı sizinle paylaşmak istiyorum. Diyorum ki özellikle, özellikle evladı Fatihan olanlara, özellikle Doğu Avrupa'dan gelenlere, Balkan Türklüğünün Türkiye'deki temsilcilerine, yani Balkanlardaki Birinci Cihan Harbi'ni takiben ve onun içerisinde 5 milyonluk sürgün ve kırımlarla 5 milyonluk soykırıma uğratılan Balkan Türklüğünün Türkiye'deki temsilcilerine seslenmek istiyorum: Orada, Balkanlarda varlığını sürdüren kardeşlerimizin, soydaşlarımızın eritilmemesi, yok olmaması için ümmetçi ve enternasyonalist politikaları işleyen siyasal partileri reddedin, terk edin! Türk kimliğine, Türk varlığına sahip çıkan Zafer Partisi'nde güç birliği yapalım, iş birliği ve dayanışma içinde olalım. Çünkü oradaki belediye başkanından, başbakan yardımcısına, siyasi parti genel başkanlarına, öğretmenlerine ve köylüsüne kadar bize şunu söylediler: Burada nüfus olarak ve kimlik olarak erime, yok olma, asimilasyona uğrama tehlikesiyle karşı karşıya iç içeyiz dediler. Daha kalabalık olan bir nüfusun aynı dini kimliği paylaşması sebebiyle daha kalabalık olan başka bir etnik grubun baskısı altında oradaki Türk varlığı asimile olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu yüzden bizden özellikle şunu istediler: hem Kosova’daki hem Makedonya’daki Türkler dediler ki, bize ayrıca ilaveten Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilsin diye istediler. Bunun üzerine biz endişelendik dedik ki, bunu almanız halinde acaba buralar boşalmaz mı, Türkiye’ye göçmez misiniz? Böyle bir şey istesek bu şimdi de olabilirdi dediler, vatandaşlık almadan da Türkiye’ye gelebiliriz dediler. Hayır, biz buraları terk etmeyeceğiz, burada Türklüğün nöbetini tutmaya devam edeceğiz. Fakat Balkanlardaki biz Türklerin kendilerini daha bir güvende hissetmeleri için üzerimizde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşlık kimliğinin bulunması bize özgüven verecektir. Karşı taraf için ya da art niyetli, kötü niyetli olanlar için de caydırıcı olacaktır diye söylediler. Bunu hem Türkiye Cumhuriyeti devletinin bürokrasisine, Türk devlet aklına hem de iş başındaki AKP hükümetine özellikle ve aciliyetle aktarıyorum. Balkanlardaki Türkler vatandaşlık bekliyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dışındaki unsurların vatandaşlık beklediğini söyledikten sonra konuyla bağlantılı olarak can yakıcı ve Zafer Partisi'nin sürekli işlemiş olduğu bir başka politikayı ele almak istiyorum. Geçenlerde Suriye'nin Dışişleri Bakanı’nın bir açıklaması oldu. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın yapmış olduğu açıklamaları yineleyen bir açıklamaydı bu. Suriye Arap Cumhuriyeti'nin Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı. Bakan, Ahmed eş-Şara’nın açıklamalarını tekrarladıktan sonra şöyle söyledi: Şam yönetiminin ne geri dönecek kişiler için belirli bir hedef taahhüt ettiğini, ne de bir takvim üzerinde mutabık kaldığını söyledi. Yani dönecek olan kendi Suriye vatandaşları için, Suriye'nin dışındaki Suriye vatandaşlarının geri dönmesi için hiç kimseye bir taahhütte bulunmadıklarını söylüyor ve herhangi bir takvim açıklamadıklarını söylüyor. Evet, ve devam ediyor diyor ki: Suriyelilerin gönülsüz ve onurlu olmayan, hatırlıyor musunuz bu kavramları? Gönüllü dönüş, onurlu dönüş. Hatırlıyor musunuz? Ankara'dan bir ağız da aynı kavramları kullanarak konuşuyordu Suriyeliler için. Üstelik de Zafer Partisi'ni itham ederken. Evet, Arap Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanı aynı kavramları kullanarak, Suriyelilerin gönülsüz ve onurlu olmayan şekilde geri dönmeye zorlanmasının kaosa yol açacağı konusunda uyarıda bulunduk, dedi. Evet, kaosa yol açarmış ve de uyarıda bulunmuş. Kime uyarıda bulunuyor? Ziyadesiyle bu yasa dışı göçle ya da geçici sığınma statüsüyle Suriye'de vatandaşların bulunduğu ülkeleri uyarıyor. Bunların başında en kalabalık nüfusu barındıran Türkiye geliyor. Ardından Lübnan geliyor ve Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri geliyor.
Suriye'ye dönüşü Arap Cumhuriyeti'nde kaosa yol açıyor da milyonlarcasının Türkiye Cumhuriyeti'nde kalması kaos doğurmuyor mu? Yani hükümet bunu saklıyor, göz ardı ettirmeye çalışıyor da. Sen ey vatandaş bu sorunu birebir yaşayan, sen de mi bunu görmüyorsun? Kendi vatandaşının Suriye'ye dönecek olmasının kaosa yol açacağını söylerken Suriye Arap Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanı, Türkiye neden bundan rahatsızlık duymuyor? Ya da bunu rahatsızlığa, kaosa, krize, ekonomik bozulmaya yol açacağını söyleyen Zafer Partisi'ne karşı yürütülen hakkaniyetsiz eleştirilerin acımasız saldırıların sebebi nedir? Baştan sona bir Arap sevicilikten mi kaynaklanmaktadır yoksa Türk devletine de Türk yurduna olan hasmane tutumundan mı kaynaklanmaktadır?
Bu sabah yeni haftaya Cumhur İttifakı iktidarının paydaşlarından biri olan Devlet Bahçeli'nin açıklamalarıyla başladık. Hatırlayınız 2004 yılının Ekim ayından itibaren yani tam 18 aydır kurulu bulunan PKK pazarlık masası henüz kaldırılabilmiş değil. Çünkü pazarlıkta sıkılmış eller hala daha sallanmaya devam ediyor. Şimdi bunun beraberinde, silah bırakmanın yanında af tartışması hem silahların bırakılma koşulları hem de af tartışması süre gidiyor. Elbette ki seremoni, göstermelik, sembolik, kalaşnikov mangal partisi tabii ki silah bırakma anlamına gelmiyordu. Zafer Partisi olarak bunu anlata geldik. Fakat toplum, PKK narkoterör örgütünün tamamen silah bıraktığını ve kendisini lağvettiğine inandırıldı 18 aydır. Son 1,5 yıldır buna inandırıldı. Oysa şimdi neyle karşılaşıyoruz? İki hafta önce, 30 Nisan'da PKK'nın terör baronlarından yöneticilerinden Kandil'deki eli kanlı Türk katili Murat Karayılan bir açıklama yapıyor. Açıklamasında aynen şunu söylüyor: Sürecin dondurulduğunu söylüyor Murat Karayılan. Evet, burada sizler kendi kendinize komisyonlarda kullanıyorsunuz. Türk parlamentosunun şahsiyetni zedeleyici davranışlarda bulunarak parlamenterleri bir terörist başının ayağına yapış olduğu cezaevine, İmralı Adası'na götürerek gruru aşındıran eylemlere giriyorsunuz. Fakat diğer taraftan Murat Karayılan, süreç donduruldu diye açıklama yapıyor. Ve aynı Karayılan devam ediyor, diyor ki: Yasal güvence olmadan silah bırakmamız akıl dışı olur, diyor. Evet, narkoterör örgütü PKK akılla hareket ediyor ve yasal güvence olmadan silah bırakmayacağız diyor. Fakat herhangi bir yasal güvence verilmediğini biliyoruz. Öyleyse silah bırakmadığını ifade ederken, neden Zafer Partisi bunu telaffuz ettiğinde bizi Terörsüz Türkiye'ye karşı olmakla suçluyorlar?
Şimdi bütün bunlar olmuşken bu pazartesi sabahı Cumhur İttifakı iktidarının liderlerinden Sayın Devlet Bahçeli, Karayılan’a ve bütün bu eleştirilere cevaben açıklamalar yapmış. Komisyonlara doymayan Devlet Bahçeli, uzun uzadıya cevaplar, akıllar, fikirler vermiş muhataplarına. Hem PKK cephesine hem Türk kamuoyuna. Bunları ele alacağız, işleyeceğiz. Fakat bu af tartışmalarının içerisinde, son haftada kamuoyunda tartışılan ancak hükümetin duymamazlıktan geldiği ve cevaplandırmadığı bin 500 PKK'lının hastalık, yaşlılık gibi değişik gerekçelerle affedildiği yahut salıverildiği, dışarıya bırakıldığı, mahkumiyetten kurtarıldığı konuşuluyor. Bu bin 500 PKK'lının cezaevlerinden salıverilip verilmediğine ilişkin kuşku, şüphe, soru hükümet tarafından cevaplandırılmalıdır. Bu hafta içerisinde AKP Genel Başkanı Sayın Tayyip Erdoğan'ın bir grup toplantısı yapacağını öğrendik. Bu grup toplantısında bu sorunun cevabını kendisinden isteme hakkına hem bir vatandaş hem de bir siyasal parti olarak sahibiz ve bu cevabı kendisinden istiyoruz. Çünkü teröristlerin affına ilişkin tartışmalar konuşuluyor. Yani teröristlere bir af mı geliyor? Çünkü terörsüz Türkiye aldatmacasıyla kurulan al-ver pazarlık masasında pazarlığın geldiği son aşama AKP ve Devlet Bahçeli hükümeti bugüne kadar önce silah bırakıldığı tespit edilecek yasa sonra çıkacak diye söylüyorlardı. Hangi yasa? Pazarlık ettikleri yasa. Yani PKK terörizmini aklayıp paklayacakları yasa. Bu pozisyondaydı Cumhur İttifakı iktidarı tarafı. Fakat Kandil ise Karayılan'ın son açıklamasıyla önce yasal garantiler diyor. Önce yasal garantiler sağlansın, sonra silah bırakalım pozisyonunu koruyor. Peki biz 18 aydır ne yaptık? Ne konuştuk? Zafer Partisi neler söylüyordu? Muhatapları bizi neyle suçluyordu? İşte pazarlık masasının iki tarafı, biri önce yasal güvenceler çıksın öyle silah bırakalım diyor. Masanın diğer tarafındaki hayır önce silah bırakılsın, sonra yasal düzenlemeleri yapalım diyorlar.
Fakat bu arada birden pusula yatmış, kulağı kapıda bütün bu olup bitenleri dinleyen, çıkacak olan aftan yararlanmayı bekleyen başka suç örgütleri de var. Bunlardan en önemlisi ise aynı zamanda bir casusluk örgütü olan Fethullahçı terör örgütü. Acaba çıkartacağınız bu af, Fethullahçı terör örgütünü de kapsayacak mı? Bu soru da merakla cevabını bekliyor.
Sözünü ettiğimiz bu sabahki açıklamalar da Sayın Devlet Bahçeli Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin yine bir hamleye ihtiyaç olduğunu belirtti ve yeni yol haritası gerektiğini söyledi ve bir yol haritası açıkladı. Öcalan'ın feshedilmiş PKK'nın kurucu önderliği yerine örgüt üzerindeki etkinliğini sürdürebileceği bir yapı inşa edilmeli. Feshedilmiş PKK örgütü fakat örgüt üzerindeki etkinliğini sürdürebileceği bir yapı. Örgüt var mı yok mu? Schrödinger'in kedisi. Bilinmiyor. Her şey Devlet Bahçeli'nin her defasında izaha muhtaç açıklamalarının ardından konuşuluyor. Çünkü Devlet Bey'in açıklamaları bilindiği gibi inkara müsait açıklamalar her defasında olduğu gibi. Örgüt üzerindeki yaptırımların hayata geçmesini mümkün kılacak mekanizmalardan söz ediyor uzun uzadıya, yine komisyonlar öneriyor. Bu komisyonun içerisinde farklı bir komisyon daha öneriyor. Komisyon içinde komisyon öneriyor. Bunlara tasfiye ve düzenleme sürecini yönlendirme ve milli birlik komisyonu. Ve bir de bu komisyon içerisinde terörle mücadele de bir koordinasyon merkezi gibi devam ediyor. Komisyonlara doymuyor dediğimiz gibi.
Ardından Sayın Bahçeli yine kurucu önder ifadesini PKK lideri Abdullah Öcalan'ın örgüt içerisindeki statüsüne ilişkin kullandığını söylüyor ve bunda ısrar ediyor. Yani Cumhur İttifakı ile birleşmeden, AKP ile hemhal olmadan, AKP'nin dümen suyuna kapılmadan önceki dilini, jargonunu, siyasal literatürünü tamamen terk etmiş olan bir Devlet Bahçeli buluyoruz. Yani başteröriste kurucu önder diyen, teröriste militan diyen, şimdiki bu açıklamasında yine PKK'lı teröristlerden militan diye söz eden bir Devlet Bahçeli ile karşı karşıyayız. Sayın Bahçeli devam ediyor, diyor ki koordinatörlük PKK terör örgütünün bütün uzantıları, örgüt yöneticileri ve militanlarının mutlak bir şekilde silah bırakması. Arkadaşlar hem politik literatürde hem akademik literatürde ve siyasal tarihte ve askeri tarihte militan ile terörist çok çok farklı kavramlardır. Farklı manalar taşır, farklı anlamlar taşır. Terörist yerine militanı kullananlar PKK tarafıdır. Biz bunu defalarca uyardık. Devlet Bey birkaç kere daha bu kavramı kullandığı oldu. Bu zehirli bir dil. Nasıl düşünürseniz öyle konuşursunuz yahut nasıl konuşursanız öyle düşünmeye başlarsınız. Devlet Bey'in militan kavramını bilerek ve isteyerek kullandığına ihtimal vermek istemiyorum. Belli ki bu yazı yazılmış, Devlet Bey'in eline tutuşturulmuş, o da okumuş. Öyleyse Devlet Bey, bu yazıyı yazıp eline tutuşturan kimse, eğer Devlet Bey'in aslıysa onun kulağını çekmeli. Yok aslı değilse, öyleyse teessüf etmeli. Fakat bu kavramları Devlet Bey, yani en azından Milliyetçi Hareket Partisi'nin Genel Başkanı olarak kullanmamalı. Bir akademisyen Devlet Bahçeli olarak kullanılması bizim için bir sorun teşkil etmez.
Evet, bir de ömürler biçiyor. Fakat şimdi Devlet Bahçeli'nin bugünkü açıklamasını uzun uzun okuduğumuzda görüyoruz ki değerli arkadaşlar, Sayın Bahçeli'nin açıklamaları buram buram İngiliz kokan, İngiltere kokan, her satırından İrlanda Kurtuluş Örgütü IRA ve Sinn Fein göndermeleri, örnekleri çıkan beyanatı tamamen yanlış emsalleştirme üzerine kurulmuştur, oturtulmuştur. Her satırında IRA ile İngiliz Devletinin başlatmış olduğu pazarlık, siyasi anlaşma, terörün tasfiyesi sürecine ilişkin göndermeler vardır, tamamen oranın örnek alınması vardır, kurulan komisyonlar vardır. Ardından da buradaki sürecin de tamamen orası gibi söylemektedir. Fakat bu emsalletşirme, bu verilen örnek tamamen yanlıştır çünkü ne Türkiye'nin vatan toprakları İrlanda gibi ayrı bir ülkedir ve ne de Türkiye, İngiltere gibi işgalci ve emperyalisttir. Devlet Bahçeli, barış süreci, siyasallaştırma koordinatörü vasfı Öcalan'ın da sınırlı olacak diyor. Yani koordinatörlük tesis ediyor Sayın Bahçeli adına barış süreci ve siyasallaştırma koordinatörlüğü diyor ve bunun Öcalan'la sınırlı olacağını ve işlevinin de yukarıda özetlenen çerçevede olacağını söylüyor. Neydi yukarıda özetlenen çerçeve? Tekrar ediyorum o yukarıda özetle bolca bahsedilen çerçeve, Irak ve Sinn Fein örnekleri ve İrlanda Kurtuluş Örgütü, İran'ın dağılma süreci ve Sinn Fein’in İngiliz parlamentosuna taşınarak milletvekili olarak İngiliz parlamentosunda yer alma sürecidir. Sayın Bahçeli'nin Abdullah Öcalan'a verdiği örnek Sinn Fein PKK'ya verdiği örnek, İrlanda Kurtuluş Örgütü IRA, Türkiye içinse İngiltere benzetmesi ve PKK'nın iddia ettiği topraklar içinde yaptığı benzetme İrlanda ola gelmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi makamı için çok acı verici, çok hazin bir durum.
Değerli arkadaşlar,
Bütün bu tartışmaların yanı sıra, bin 500 PKK'nın salıvermesinin yanı sıra, yine son hafta içerisindeki bir diğer tartışma, İmralı'daki yüksek güvenlikli ceza infaz kurumuna orada cezasını çekmekte olan mahkum, baş terörist Abdullah Öcalan'a bir ziyaretin yapılıp yapılmadığı sorusuydu. Şimdi, buna ilişkin biz de Zafer Partisi olarak parlamentoda değiliz, fakat soru önergesi tadında sorular yöneltmek istiyoruz. Hem İçişleri Bakanı'na hem Milli Savunma Bakanı’na hem de Adalet Bakanı’na.
Şimdi gerçek adı Ferhat Abdi Şahin olan, Suriye PKK'sı SDG'nin başındaki Mazlum Abdi kod adlı, Türk askerlerinin katili olan teröristi ve yine Suriye PKK'sı olan SDG'nin yöneticilerinden İlham Ahmet'i tanıyor musunuz?
Bu ikili hangi ülkelerin vatandaşıdır?
Geçtiğimiz günler içerisinde Türkiye'ye giriş yapmışlar mıdır? Yapmışlarsa hangi sınır kapısını yahut havalimanını kullanmışlardır? Pasaport ve giriş kayıtları var mıdır?
Gelmedilerse böyle bir ziyaret planlaması mevcut mudur?
Geldilerse İmralı'ya gidip baş terörist Abdullah Öcalan ile görüşmeleri olmuş mudur?
Gelmedilerse İmralı'ya götürülüp Apo ile görüşmeleri planlanmakta mıdır?
Hangi sıfatla böyle bir görüşme yapılmıştır ya da yapılacaktır?
Bu sorularımızın cevabını, cevap alıncaya kadar havada asılı tutacağız değerli arkadaşlar.
Bitirirken Cumhur İttifakı içerisinde görev dağılımı gereği farklı seslerinde çıkabildiğini kayda geçirerek sonlandırmak istiyorum. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Sarayında yeni anayasa yapmak göreviyle istihdam edilmiş bulunan Sayın Mehmet Uçum'un bugüne kadar yeni Anayasa ile ilgili yapmış olduğu açıklamaları burada çokça eleştirmiştim. Fakat şimdi Sayın Uçum'un yapmış olduğu açıklamalar adeta Sayın Devlet Bahçeli'nin yapmış olduğu terminolojik kazalara ilişkin düzeltme isteyen mahiyetteydi. Görevler değişmişti. Halbuki bu terminolojik hataları yapması gereken Mehmet Uçum ve itiraz eden Bahçeli olması lazımken, tam olarak bunun tersi yapılmış. Bahçeli'nin kullanmış olduğu kurucu önder lafı ve PKK'lı teröristler için militan demesi lafı ve yine Bahçeli'nin Ahmet Ağa diye ödüllendirdiği, payelendirdiği Ahmet Türk'ün Güneydoğu'daki bir ilimiz için Kürdistan kavramını kullanmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığındaki Danışman Sayın Mehmet Uçum şu ifadeyi kullanmış: Dil konusunda elbette herkesin üzerine düşen bir sorumluluk vardır. Mehmet Uçum'un bu uyarısını Sayın Bahçeli'nin en azından dikkate alacağını bekliyoruz.”
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

