Reklam kod içeriği yüklenmemiş.
Reklam kod içeriği yüklenmemiş.

Öcalan’a Göz Ameliyatı, Gözünü Kaybeden Mehmetçikler Bir Kez Daha Kahroldular

ADALAR 04.05.2026 - 16:23, Güncelleme: 04.05.2026 - 16:23
 

Öcalan’a Göz Ameliyatı, Gözünü Kaybeden Mehmetçikler Bir Kez Daha Kahroldular

“DAHA İYİ GÖRSÜN DİYE GÖZ AMELİYATI OLAN ÖCALAN’LA PAZARLIK MASASINA OTURANLAR, GÖZLERİNİ KAYBETMİŞ MEHMETÇİKLERİMİZİN DE GÖZLERİNİ GERİ İSTEYİN”
Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu, Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Azmi Karamahmutoğlu: “Dün Türkçüler Günüydü. 3 Mayıs Türkçüler Günü'nü andık, yad ettik. Yer yer kutlama duygularıyla da geçti. Her ne kadar bayram ibaresine ve kutlamayı ibaresine şerh düşülse de Türklüğün şahlanışı için Türkçülerin bir bayram havasında da bugünü ele alması gerekiyordu. 1944 olaylarından beri ele alınan 3 Mayıs Türkçüler Günü, içinde bulunduğumuz tarihlerde Türklüğün birçok coğrafyada tehdit altında olması sebebiyle daha bir anlam kazandı. Bu sebeple yapılan anma törenlerinde, sempozyumlarda, panellerde gördük ki gerçekten de 3 Mayıs 1944 yılındaki bilinç ve heyecanla ele alınıp işlenmeli, hatta daha da ileri götürülmeli, taşınmalı. Bu sebeple ilk günden itibaren Türklüğün varlığına sunmuş olduğu hizmet aynı şekilde işlemeye devam ediyor.  Tam da buradan hareketle biz de Zafer Partisi olarak dünkü anma toplantısından sonra bu cuma günü 8 Mayıs tarihinde Sayın Genel Başkanımız Ümit Özdağ'ın başkanlığında bir Genel Merkez Heyeti olarak Türkiye dışındaki bir başka Türk coğrafyasına, Türk nüfusunun yaşadığı bir coğrafyaya gideceğiz. Makedonya ve Kosova ziyaretlerimiz olacak. Burada Doğu Avrupa'daki Türk varlığını, Avrupa'daki Türk izlerini Balkan Türklüğünü hiçbir zaman ihmal etmediğimiz gibi bilindiği gibi Ocak ayı içerisinde Yunanistan'da Batı Trakya'daydık. Daha evvel Bulgaristan'a bir ziyaret yapılmıştı. Bu coğrafyadaki Türk varlığıyla ana vatan ilişkisi devam etmektedir. Fakat buna da yine Atatürkçü Türk milliyetçiliği çizgisinde olan Zafer Partisi'nin politikaları gereği bir şerh düşmek durumundayım. Bizim Avrupa'daki Türk izlerine ve Türk varlığına yaklaşımımız saltsı bir Osmanlı hinterlandına duyulan ilgi sebebiyle değildir. Bizim oradaki Türk varlığına olan ilgimiz Osmanlı hinterlandının evvelinden başladığı gibi hem kültürel hem de demografik olarak beraberinde bugünkü ulusal devletlerin, modern çağdaki ulusal devletlerin varlığına hürmeten oradaki Türk nüfusunun ve kültürünün devamlılığı açısından göstermiş olduğumuz bir yaklaşımdır. Bu sadece sözünü ettiğim gibi Osmanlı hinterlandıyla sınırlı değil, bütün bir Türk dünyasını kapsamaktadır. Makedonya ve Kosova ziyaretlerimize ilişkin yayınlarımız devam edecektir. Oradaki dostlarımızı şimdiden haberdar olmasını istiyorum ki gittiğimizde orada bir arada olabilelim. Yaptığımız görüşmeleri de etraflıca yine Türk kamuoyuyla paylaşacağız.  Değerli Türk kamuoyu,  Zafer Partisi Türk siyaset sahnesine çıktığı günden itibaren birçok kez haksız eleştirilere de uğramıştır. Şüphesiz bununla karşılaşacağımızı biliyorduk fakat ortaya koyduğumuz politikaların muhatapları tarafından, hedeftekileri tarafından yaratmış olduğu rahatsızlıktan kaynaklı olarak çok kere haksız eleştirilere uğradığımız ve bu haksız ve maksatlı art niyetli eleştirilerden etkilenen tarafsız bir kitlenin olduğunu da görmüşüzdür. Bizim hedefimiz asla zihniyetini değiştirebileceklerimiz değildir. Bizim hedefimiz aklı çelinecek olan iyi niyetli vatandaşlarımızın kaybedilmemesi şeklindedir. Başlangıçta bilindiği gibi Türkiye'deki demografik değişime yol açan, yasa dışı kaçak nüfus, sığınmacılar ve kaçak göçmenlerle ilgili politikasıyla çıkış yapan Zafer Partisi'ne getirilen eleştiri, özellikle Suriye'de rejimin değişmesiyle beraber Esad yönetiminin düşüp Ahmed eş-Şara yönetiminin yani seküler Arap milliyetçisi bir rejimin yerini şeriatçı, dinci, İslamcı bir Arap milliyetçisi rejimine bırakmasıyla birlikte bizim şikayetçi olduğumuz, Türkiye'yi zora sokan, Türkiye'deki yasa dışı kaçak nüfus varlığına ilişkin politikamızın çöktüğüne dair söylemler geliştirildi. Oysa Suriye'de rejimin değişmesinden bu yana, geçen Aralık ayında bakıyoruz ki yaklaşık 17 aylık bir süre içerisinde bakıyoruz ki hükümet bile dönen nüfusun sayısını doğru yanlış 600 binle sınırlı tutuyor. Oysa Türkiye'de bulunan sadece Suriyeli geçici sığınmacı nüfusun varlığı 4 milyona aşkındı. Bunun kayıt dışı olanıyla birlikte 6 milyon olduğu sabit bir gerçekliktir. Yani değerli Türk kamuoyu, yasadışı kaçak nüfus, sığınmacılar, kaçaklar, mülteciler, ilticacılar değişik değişik isimler altında bazıları doğru, bazıları yanlış adlandırmalarla Türkiye'de bulunan nüfusun toplam 13 milyonu bulan bu nüfusun varlığı halen daha Türkiye'de hem demografik bir bozulmaya yol açıyor hem ekonomik bir yük getiriyor hem de sosyal bir sorun olarak, bir emniyet, bir asayiş sorunu olarak orta yerde duruyor. Öyleyse Zafer Partisi bu politikasında düzensiz göç, kaçak göçmen politikası konusunda haklıdır ve bu sorun orta yerde durmaktadır, çözüm beklemektedir ve bu sorunu doğuran politikaların sahibi olan siyasi partilerin iş başında durmasıyla bu sorun çözülmeyecektir. Sorunun çözümü Zafer Partisi'nin iktidarda bulunması yahut Zafer Partisi politikalarının iktidar tarafından paylaşılması, sahiplenilmesi yoluyla ancak olabilecektir.  Diğer taraftan yine 18 aydır Türkiye'mizi meşgul eden, Türk kamuoyunu meşgul eden ve Türk devletinin ve milletinin gururunu, onurunu zedeleyen Cumhur İttifakı'nın bir başka politikasıyla yüz yüzeyiz. Bir sürecin içerisindeyiz. Bu PKK ile kurulan pazarlık masasıdır. 18 ay evvel devlet bahçelinin anonsuyla başlatılan bu süreç, bugün bir bilinmezliğin içerisinde, bir sis bulutunun içerisindedir ve pazarlık masasının tarafları bile bu işin nereye varacağını, ulaşacağını bilmemektedir. Bunu ele alacağız niçin böyle olduğunu. Fakat şunu giriş cümlesi olarak söylemek isterim ki: bu pazarlık masasındaki taraflar, toplumu razı edemediği için, toplum bu politikaya rıza göstermediği için, pazarlık masasındaki taraflar masada çakılı kalmışlardır. Anlaşıp, el sıkışıp masadan kalkamamışlardır. Özellikle son bir yıldır yine genel merkez kurullarımızın ele aldığı ve işlediği acil, öncelikli çözüm bekleyen sorunlar içerisinde Türkiye'mizde bağımlılıkla mücadele politikalarımızı ortaya koyduk. Ne mutlu ki bunun en azından hükümet partisi tarafından son aylarda sahiplenildiğini görüyoruz. İçişleri Bakanlığı en azından düzenlediği basın toplantılarında bunu gördük. Uygulama konulup konulmadığını, samimi olup olmadıklarını göreceğiz. Fakat en azından bağımlılıkla mücadele ki bu yalnızca uyuşturucu madde bağımlılığıyla beraberinde kumar bağımlılığı, kumar bağımlılığı da yalnızca sanal kumar bağımlılığı değil, bunların ele alınıp alınmadığını göreceğiz. Fakat biz yine de hem bu meselenin medya marifetiyle saklanan ürkütücü boyutunu toplumun göz önüne getirmeye devam edeceğiz. Hem de çözüm önerilerini hükümetin önüne koymaya devam edeceğiz.  Diğer taraftan yine Zafer Partisi'nin ısrarla ele aldığı, ortaya koymuş olduğu, vatandaşın birebir mutfağında, evinde, sokakta yaşadığı ancak hükümetin tekelindeki medya organları tarafından işlenmeyen, göz ardı edilen, sesi duyurulmayan bir meseleyi hayat pahalılığını, yani halkın enflasyonu olan gıda enflasyonundaki artışı sürekli işleye geldik. Yolsuzluğu, yoksulluğu, fukaralığı, açlığı ve bunların doğurmuş olduğu ruh hali, duygu hali olan geleceksizliği sürekli işleye geldik ve işlemeye devam edeceğiz. Halkın enflasyonunu, gıda enflasyonunu işlemeye devam edeceğiz. Devletin, hükümetin kontrolündeki kurumların açıklamış olduğu işlenmiş ve revize edilmiş rakamların dışında gerçek rakamları Türk kamuoyunun dikkatine getirmeye ve anlatmaya devam edeceğiz.  Bir diğer yanıyla şüphesiz içinde bulunduğumuz, yaşadığımız en can yakıcı sorunlardan biri de işsizlik ve özellikle de genç işsizlik. Hakeza Zafer Partisi'nin sürekli gündeme getirdiği sorunlardan biridir. Çünkü gençlerimiz içinde bulundukları hem eğitim sorunları bazen parasızlık sebebiyle okullarına ara vermek yahut binbir zahmetle bitirdikleri okulların sonucunda diplomalı işsizler haline gelmeleri sebebiyle ülkelerine olan ümitlerini yitirmeleri. Bunları Zafer Partisi olarak sürekli ele aldık ve her defasında haksız eleştirilerle karşılaştığımız oldu. Çünkü biz bu sorunları ele alırken ton farkı gözettiğimiz olmuştur. Meselenin içeriğine, hüviyetine, can yakıcılığına göre sorunda anlatımda ton farklılığı yaşadığımız olmuştur. Ve yaşadığımız ton farklılığına göre bazen hükümet o kadar çaresiz kalmıştır ki, örneğin çözüm süreci diye kurmuş oldukları pazarlık masasına ilişkin getirdiğimiz itirazda hükümet öylesine paniklemiştir ki, Türk kamuoyunu Zafer Partisi'ne ayağa kaldırıyor diye bunun olmaması için Zafer Partisi'nin Genel Başkanını özgürlüğünden yoksun bırakarak, siyasetten el çektirerek, Silivri Cezaevi’nde mahpus etmiştir, hapse atmıştır. Fakat Zafer Partisi aynı işleri yapmaktan, aynı politikaları işlemekten bir an bile geri kalmamıştır, kalmayacaktır ve yine de devam edecektir. Çünkü bahsetmiş olduğunuz kaçak göçmenler ve sığınmacılar meselesi, ülkesine kimsenin döndüğü yok değerli arkadaşlar. Hepsi yerde yerinde duruyor. Sadece birçok yerde ne yazık ki artık kanıksandığı için, alışıldığı için öncesi kadar göze batmıyor. Yoksa içimizde bulunan 13 milyonluk kaçak nüfusun, yasadışı göçle gelen bu kaçak nüfusun doğurmuş, yaratmış olduğu ekonomik bozulma, yani enflasyon, yani kiraz fiyatlarındaki artış, gayrimenkul satışlarındaki artış, gıda fiyatlarındaki artış, bu fazladan bakmak, beslemek zorunda kaldığımız, sırtımızda taşıdığımız fazladan 13 milyon nüfus sebebiyledir bir yanıyla da.  Diğer taraftan demografik bozulma, nüfustaki demografik bozulma ve özellikle Türk nüfusundaki doğurganlık oranının azalması, bebek sayısının azalması ve aksine bu nüfustaki doğurganlık oranında artması hem bugüne hem geleceğe dair önemli bir nüfus demografik bozulması tehlikesini içermektedir. Bunu işledik, anlattık, anlatmaya devam edeceğiz, unutulmasına göz yummayacağız. Bize şu dendi: Suriye'de yönetim değişti, sığınmacılar, kaçakçılar dönüyor, artık Zafer Partisi'ne gerek kalmayacak Türk siyasetinde. Oysa sorun çözülmeden, az önce söylediğim gibi artan nüfusuyla beraber bir de aynen orta yerde duruyor. Ve bu toplumsal bütünlüğe tehdit oluşturan, bu kaçak nüfusun ayırdığına, farkına Avrupa ülkeleri vardı. Başlangıçta görevdeki hükümetler yanıltılmıştı, rıza göstermişti buna. Fakat Avrupa ülkelerindeki halklar bu tehdidin farkına vardı ve bu göçe, yasadışı göçe rıza gösteren hükümetleri al aşağı ediyorlar. İşte Almanya'da bu sonuç yaşanıyor eyalet seçimlerinde. Fransa'da bu yaşanıyor. Birçok Avrupa ülkesinde bu yaşanıyor. Bizim de arzumuz, istediğimiz Avrupa'daki ulus devletlerin kendi varlığını koruması gibi, Türkiye'nin de seçmeninden hükümetlerine kadar, kamu bürokrasisine kadar bu bilince ulaşması, erişmesidir. Bütün çabamız bu konuyu ısrarla işlememiz bu yüzdendir.  Suriye'de yönetim değiştiği için burada kendilerini fatih olarak görenler vardı. Suriye'nin fethedildiğini söyleyenler vardı. Evet, Cumhur İttifakı iktidarının ortakları, Devlet Bahçeli, Recep Tayyip Erdoğan ikilisi böyle ifade ettiler. Kendilerini birer fatih olarak gördüler ve fethedilmiş bir toprağa gider gibi bürokratlarıyla, genel müdürleriyle oralara gittiler. Suriye'de fetih yaptıklarını sanan bu ikilinin politikaları neleri doğurdu? Bir de bunu ele alalım değerli arkadaşlar. Bu ikilinin, bu iki fatihin, güya fatihin politikaları PKK'yı yeni Suriye'nin ordusuna entegre etmiştir. Suriye PKK'sı SDG'yi yeni Suriye'nin ordusuna entegre etmiştir. 4 adet SDG terör tugayı Suriye ordusunun içinde yer almaktadır şimdi. Bunların marifetiyle, bu bizdeki fatihlerin, Suriye fatihlerinin marifetiyle bu olmuştur. Diğer yandanbu Suriye PKK'sı SDG, Suriye devletine imtiyazlı katılımcı olarak statü sahibi edilmiştir. Artık SDG terör örgütü, etnikçi terör örgütü, orada Suriye'de imtiyazlı bir statüye kavuşmuştur. Ve bir başka ayrıcalık olarak da Suriye PKK'sına hemen sınırımızda özerk, otonom bir bölge ve yönetim kazandırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti hemen komşu sınır ülkemizde bütün bunlar olurken, geleneksel terörle mücadele yöntemini, politikasını bir kenara bırakmış ve olan biteni Terörsüz Türkiye propagandasıyla sadece izlemiştir. Dikkat edin arkadaşlar, geleneksel terörle mücadele politikası terk edilmiş, Terörsüz Türkiye politikasıyla Suriye'de olan biten seyredilmiş ve Suriye PKK'sı orada komşu ülkemizde, sınırımızda statü ve pozisyon elde etmiştir. Hükümetimiz ses çıkarmamıştır. Çünkü içeride Bahçeli-Erdoğan ikilisinin 18 ay önce başlattığı Terörsüz Türkiye yanıltmacası vardı. Evet, Türk kamuoyu yanıltıldı. Terörsüz Türkiye vaadiyle Türk kamuoyu, Türk halkı, Türk milleti yanıltıldı.  Şimdi aynı terör örgütünün, bu Kürtçü terör örgütü yapılanmasının İran'a karşı ABD-İsrail askeri saldırısında da sahaya sürülebilmesi için dönemin planları ve hazırlıkları vardı. Bu artık açık edildi. Doğrudan ABD Başkanı ağzından da bunları dinleyebiliyoruz. Yani İran ve Körfez Savaşı'nda bu etnik ayrılıkçı Kürtçü terör örgütü ABD-İsrail safında İran'a karşı kullanılacaktı. Elinin rahat olması, Türkiye'nin müdahale etmemesi için Türkiye defterinin kapatılması gerekiyordu. Tam da burada terörsüz Türkiye tabelası asıldı ve PKK tabelası Türkiye'de indirildi. Olan biten buydu 18 ay önce. Son 18 aydır Türkiye'ye yaşatılan buydu. Çünkü bunun olabilmesi için bu Kürtçü terör örgütünün ABD-İsrail safında İran'a karşı bir vekalet savaşı sürdürebilmesi için içeride, Türkiye'de PKK defterinin güya kapatılmış olması gerekiyordu. 2024'ün Ekim ayından itibaren, Devlet Bahçeli'nin anonsuyla başlatılan bu pazarlıklar sürecinin Türkiye'ye yaşatılmasının, bunları yaşamamızın ardında yatan gerçek neden, PKK'nın Türkiye'nin müdahalesinden korunmasıydı, muaf tutulmasıydı. Evet, Kürtçü terör örgütüyle PKK'yla böyle bir pazarlık masası kuruldu ve masa dağılmış değil. Biz, Zafer Partisi olarak bu pazarlık masasını dağıtacağız dedik. Bizimle hukuk marifetiyle fakat yasadışı yollarla mücadele ettiler uğraşılan, halen daha da öyle yapılıyor. Biz yine de Genel Başkanımızın mahpus edilmesi gibi bir bedel ödedik. Aynı bedelleri yine ödeyerek aynı şeyi yine söylüyoruz. Bu pazarlık masasını dağıtacağız. Zaman zaman başarılı olduğumuz oldu. Bu masada oturanların bebek katili, Kürtçü narko-terör örgütünün başı olan Öcalan'ın ikametgahına, ayağına, evet ikametgahına, cezaevi demeye artık yanaşılmıyor çünkü o binasına da bir statü istiyor. Ayağına kadar gidilmesinden alıkonulan siyasi partiler varsa, Cumhuriyet Halk Partisi gibi, Zafer Partisi'nin politikalarının bunda etkisi göz ardı edilemez.  Şimdi, kıymetli Türk kamuoyu, şunu lütfen hatırınızda tutarak bu pazarlık masasının varlığının devam etmesini bir arada ele alın. Güya terör yapmayı bıraktığını söyleyen bu Kürtçü narko terör örgütü, terör yapmaya başlarken birtakım siyasal taleplerle yola çıkmıştı. Pekala, bu Kürtçü terör örgütü silah bırakıyorum, artık siyaset yapmada terörü vasıta olarak kullanmayacağım derken yola çıkarken ilan ettiği, duyurduğu birtakım vatandaşlarımızı endokrine ettiği siyasal taleplerinden vazgeçmiş midir? Hayır, vazgeçmemiştir. Yani bu Kürtçü terör örgütü aynı siyasal taleplerini sürdürmektedir. Öyleyse siz bu Kürtçü terör örgütüyle bir pazarlık masasına nasıl ve ne için oturursunuz? Bu taleplerin birazını, birkaçını, bazısını karşılamak için mi? Taleplerin geri kalanını da bundan sonraki hükümetlere bırakmak devretmek için mi? Milletin kaderini, hayatını ve bir ülkenin, devletin hayatını bütün olarak ele alacak olursak bugünden yarının tehlikelerini kesmek durdurmak zorundayız. Yoksa bugün iş başındaki hükümetin kendi varlığını sürdürebilmesi için Rusya’yla kazanımlarımızdan, milli menfaatlerimizden elde ettiklerimizden birkaçını, bazısını taviz olarak vermesine rıza gösteremeyiz. Zafer Partisi ve Türk halkının ezici çoğunluğu bu ikinci çözüm ihanet sürecine karşı çıktığı için masadaki taraflar pazarlığı bağlayıp, tamamlayıp masadan kalkamıyorlar. Fakat pazarlık sürecini zamana yayarak Türk milletinin sabrını, direncini test ediyorlar. Yani yılmamızı, usanmamızı bekliyorlar. Oysa bu beklenti boşa çıkacaktır çünkü Zafer Partisi nöbettedir. Cumhuriyet Türkiye'sinin kazanımlarından tek bir taviz bile verilmeyecektir.  İmralı'daki terörist başı, bebek katili, hem kendisi için hem de kendisine yeni yapılan bina için bir statü peşindedir. Ve bulunduğu yerden alelacele talepleri karşılanmadığı için de tehditler savurmaktadır. Yeniden terörist saldırılara başlayacağı şeklinde tehditler savurmaktadır. Ve Kandil'deki halen ikamete devam eden terör baronları da aynı şekilde daha iki gün evvel, adını burada anıp Zafer Partisi Genel Merkezi'ni kirletmeyeceğim için adını burada anmayacağım terör baronları da aynı şekilde sürecin donduğundan, bittiğinden, durduğundan falan söz etmektedirler. Oysa terörist saldırılara başladıkları günden itibaren hem sivil vatandaşlar hem güvenlik kuvvetleri terör tehdidiyle karşı karşıyadır ve terörle de mücadele edilmektedir. Dolayısıyla bir tehdit bir devlete karşı sökmeyecektir ve tehditle bir masa kurulmayacaktır. Ama iki gün evvelki ziyaretinden öğreniyoruz ki, terörist başına giden heyet, ziyaretteki konuşmalar döküldüğünde tutanaklar öğreniyoruz ki, terörist başı bir göz ameliyatı geçirmiş ve pek mutlu, pek memnunmuş bu geçirdiği göz ameliyatından, sevinçliymiş. Halbuki terörle mücadelede gözlerini kaybetmiş yirmilik delikanlılarımız, kahraman Mehmetçiklerimiz, kararmış dünyalarında, zifiri karanlığa boğulmuş dünyalarında, gençliklerini bitirirken, Kürtçü terör örgütünün başı olan bebek katili Abdullah Öcalan, bu geçirdiği göz ameliyatı sebebiyle ziyaretçilerine duyduğu mutluluğu anlatıyor ve daha parlak, çok daha parlak, çok daha iyi göreceğini sevinçle söyleyebiliyor. Tam da burada benim gözümün önüne, bulup onu izleyin lütfen. Bir gazimize, generalimiz sorduğunda ‘benden bir şey istiyor musun?’ diye, iki gözünü de kaybetmiş olan gazimiz şöyle demişti, ‘gözlerimi istiyorum komutanım’ demişti. Şimdi siz ey PKK ile pazarlık masasına oturanlar, Abdullah Öcalan göz ameliyatı geçirmiş, yüzde yirmi daha çok parlak ve daha iyi görecekmiş. O pazarlık masasında, o al-ver pazarlık masasında bir şeyler alıp verirken, lütfen gözlerini kaybetmiş olan gazi Mehmetçiklerimizin de gözlerini isteyiverin, geri isteyin. Veremiyorlarsa şayet, o pazarlık masasını dağıtın! Beraberinde Anayasa değişikliği talepleri de var. Milliyetçi Hareket Partisi dahil bazı partilerin de hazırlığını yaptığını, hazırladıkları Anayasayı kasaya kilitlediğini de biliyoruz. Fakat bugüne kadar açıklanmadı, açıklanamıyor da. Çünkü halk razı değil, Türk halkı razı değil. Bu kurulan masaya da razı değil, yapılacak olan Anayasa değişikliğine de razı değil. Çünkü yaşadığı sorunların sebebi öncelikli olarak yoksulluk, fakirlik, açlık, hayat pahalılığı. Bunun kaynağının Anayasa olmadığını biliyor, Anayasadan kaynaklanmadığını biliyor. Öyleyse bunlara çözüm istiyor. Yoksa revize edilmiş Anayasa ya da baştan aşağı yeni bir Anayasa istemiyor. Türk halkı rıza göstermiyor. Hükümet partisinin seçmenleri bile olsalar da Kürtçü terörün kat ettiği aşamaya vatandaş rıza göstermiyor. Cumhur İttifakı'nın siyaset eliti, iktidarda kalabilmek için milli devletin üniter devletten taviz vermeye, boyun eğmeye pek bir niyetli. Fakat aynı hükümetin, hükümet partisinin seçmenleri bu tavize, kendi partisinin çatısında duran siyaset elitlerinin bu tavizine karşı çıkıyor. Hükümet partisinin seçmenleri, AKP'nin, MHP'nin seçmenleri karşı çıkıyor. Geri adım atılmasına rıza göstermiyor ve itiraz ediyor. Cumhur İttifakı iktidarının seçmenleri itiraz ediyor. İşte biz Zafer Partisi olarak bu vatansever seçmeni kucaklıyor ve tebrik ediyoruz.  Değerli Türk Kamuoyu, Vatandaşın bugünü de yarını da ekonomik açıdan güvence altında değil, sıkışmışlık duygusu, korku ve öfke toplumun yerleşik ruh haline gelmiş durumda ne yazık ki. Toplumun yerleşik ruh hali korku, öfke ve sıkışmışlık duygusu. Bunu toplumun her kesiminde gündelik hayatta da görebiliyorsunuz. Aynı şekilde hane içindeki aile hayatında da ne yazık ki görebiliyorsunuz. Eşler arası ilişkilerde de görebiliyorsunuz. Ebeveyn çocuk ilişkisinde de görebiliyorsunuz. Çünkü yaşamını sürdürebilmek için borç batağında yüzmek zorunda kalan, gencinden yetişkinine ve ebeveynlerine değin boğazına kadar borca batmış bir toplumun bireylerinin daha farklı olması da beklenemez. Mutlu olması, gülümsemesi beklenemez. Nitekim BDDK verilerine göre içinde bulunduğumuz 2026 yılı başı itibariyle henüz daha Mayıs ayındayız. Vatandaşın bireysel kredi kartı borcu yaklaşık 3 trilyon lira. Ayrıca tüketici kredileri, bireysel kredi kartları ve kredili mevduat hesaplarıyla birlikte ele alındığında hane halkının bankalara olan bireysel borcu 6 trilyon lirayı geçti. Beraberinde bir diğer borçlanma yöntemi olan kredili mevduat hesaplarının toplam büyüklüğü ise 814 milyar lira. Bu borç batağı tablosunda mutlu vatandaş görmek, yüzü gülümseyen bir vatandaş görmek elbette imkansız. Arada rastladığımız mutlu bireyler, yüzü gülümseyen şahıslar görüyorsak, bunlar pek yakından tanıyoruz ki ve biliyoruz ki sadece ve ancak Cumhur İttifakı iktidarının, AKP hükümetinin imtiyazlı siyaset zümreleri ve bu iktidarın dağıttığı nimetlerden geçinen, kamu kaynaklarının yağmalattırıldığı iktidar çevresidir. Bu çevrenin mensubu bireylerin yüzünde ancak gülümseyen ve mutluluk görebiliyoruz. Fakat gerçekte bunların bile sayısı bir yağma düzenini hükmet etmeye, hükümete taşımaya, iktidarda tutmaya yetmez. Yetmeyeceği için de AKP hükümeti hem yasal gereklilik olan ara seçimde hem de toplumsal bir zorunluluk olan erken genel seçimden kaçıyor. Seçimden kaçan AKP, önümüzde iki yıl daha varken bu iki yılı kendi iktidar altında geçirmemizi bekliyor. Önümüzdeki iki yıl daha AKP hükümetinin altında yoksulluk içinde, yoksulluk altında ezilerek geçirmeye kendimizi mahkum ve mecbur görmek istemiyoruz. AKP hükümeti bu iki yılda bizi buna mecbur bırakamaz, bırakmamalı. Çünkü biz bu yoksulluğa, fakirliğe mecbur değiliz. Türkiye'miz AKP kamburunu sırtında taşımaya mecbur değildir. Ve artık damarlarımızda, vatandaşın damarlarında emilecek kan bırakmadığınız için iki yıl daha tutunamayacak ve yapıştığınız bedenimizden kana doymuş bir sülük gibi düşeceksiniz. Ve kana doymuş bir sülük gibi damarlarımızda kan bırakmadan üzerimizden düştükten sonra biz Türk halkı AKP hükümetinin üzerini kireçle örteceğiz ki tekrar hayat bulmasın, gelecek nesillere kötü örnek olmasın diye.”
“DAHA İYİ GÖRSÜN DİYE GÖZ AMELİYATI OLAN ÖCALAN’LA PAZARLIK MASASINA OTURANLAR, GÖZLERİNİ KAYBETMİŞ MEHMETÇİKLERİMİZİN DE GÖZLERİNİ GERİ İSTEYİN”

Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu, Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Azmi Karamahmutoğlu: “Dün Türkçüler Günüydü. 3 Mayıs Türkçüler Günü'nü andık, yad ettik. Yer yer kutlama duygularıyla da geçti. Her ne kadar bayram ibaresine ve kutlamayı ibaresine şerh düşülse de Türklüğün şahlanışı için Türkçülerin bir bayram havasında da bugünü ele alması gerekiyordu. 1944 olaylarından beri ele alınan 3 Mayıs Türkçüler Günü, içinde bulunduğumuz tarihlerde Türklüğün birçok coğrafyada tehdit altında olması sebebiyle daha bir anlam kazandı. Bu sebeple yapılan anma törenlerinde, sempozyumlarda, panellerde gördük ki gerçekten de 3 Mayıs 1944 yılındaki bilinç ve heyecanla ele alınıp işlenmeli, hatta daha da ileri götürülmeli, taşınmalı. Bu sebeple ilk günden itibaren Türklüğün varlığına sunmuş olduğu hizmet aynı şekilde işlemeye devam ediyor. 

Tam da buradan hareketle biz de Zafer Partisi olarak dünkü anma toplantısından sonra bu cuma günü 8 Mayıs tarihinde Sayın Genel Başkanımız Ümit Özdağ'ın başkanlığında bir Genel Merkez Heyeti olarak Türkiye dışındaki bir başka Türk coğrafyasına, Türk nüfusunun yaşadığı bir coğrafyaya gideceğiz. Makedonya ve Kosova ziyaretlerimiz olacak. Burada Doğu Avrupa'daki Türk varlığını, Avrupa'daki Türk izlerini Balkan Türklüğünü hiçbir zaman ihmal etmediğimiz gibi bilindiği gibi Ocak ayı içerisinde Yunanistan'da Batı Trakya'daydık. Daha evvel Bulgaristan'a bir ziyaret yapılmıştı. Bu coğrafyadaki Türk varlığıyla ana vatan ilişkisi devam etmektedir. Fakat buna da yine Atatürkçü Türk milliyetçiliği çizgisinde olan Zafer Partisi'nin politikaları gereği bir şerh düşmek durumundayım. Bizim Avrupa'daki Türk izlerine ve Türk varlığına yaklaşımımız saltsı bir Osmanlı hinterlandına duyulan ilgi sebebiyle değildir. Bizim oradaki Türk varlığına olan ilgimiz Osmanlı hinterlandının evvelinden başladığı gibi hem kültürel hem de demografik olarak beraberinde bugünkü ulusal devletlerin, modern çağdaki ulusal devletlerin varlığına hürmeten oradaki Türk nüfusunun ve kültürünün devamlılığı açısından göstermiş olduğumuz bir yaklaşımdır. Bu sadece sözünü ettiğim gibi Osmanlı hinterlandıyla sınırlı değil, bütün bir Türk dünyasını kapsamaktadır. Makedonya ve Kosova ziyaretlerimize ilişkin yayınlarımız devam edecektir. Oradaki dostlarımızı şimdiden haberdar olmasını istiyorum ki gittiğimizde orada bir arada olabilelim. Yaptığımız görüşmeleri de etraflıca yine Türk kamuoyuyla paylaşacağız. 

Değerli Türk kamuoyu, 

Zafer Partisi Türk siyaset sahnesine çıktığı günden itibaren birçok kez haksız eleştirilere de uğramıştır. Şüphesiz bununla karşılaşacağımızı biliyorduk fakat ortaya koyduğumuz politikaların muhatapları tarafından, hedeftekileri tarafından yaratmış olduğu rahatsızlıktan kaynaklı olarak çok kere haksız eleştirilere uğradığımız ve bu haksız ve maksatlı art niyetli eleştirilerden etkilenen tarafsız bir kitlenin olduğunu da görmüşüzdür. Bizim hedefimiz asla zihniyetini değiştirebileceklerimiz değildir. Bizim hedefimiz aklı çelinecek olan iyi niyetli vatandaşlarımızın kaybedilmemesi şeklindedir. Başlangıçta bilindiği gibi Türkiye'deki demografik değişime yol açan, yasa dışı kaçak nüfus, sığınmacılar ve kaçak göçmenlerle ilgili politikasıyla çıkış yapan Zafer Partisi'ne getirilen eleştiri, özellikle Suriye'de rejimin değişmesiyle beraber Esad yönetiminin düşüp Ahmed eş-Şara yönetiminin yani seküler Arap milliyetçisi bir rejimin yerini şeriatçı, dinci, İslamcı bir Arap milliyetçisi rejimine bırakmasıyla birlikte bizim şikayetçi olduğumuz, Türkiye'yi zora sokan, Türkiye'deki yasa dışı kaçak nüfus varlığına ilişkin politikamızın çöktüğüne dair söylemler geliştirildi. Oysa Suriye'de rejimin değişmesinden bu yana, geçen Aralık ayında bakıyoruz ki yaklaşık 17 aylık bir süre içerisinde bakıyoruz ki hükümet bile dönen nüfusun sayısını doğru yanlış 600 binle sınırlı tutuyor. Oysa Türkiye'de bulunan sadece Suriyeli geçici sığınmacı nüfusun varlığı 4 milyona aşkındı. Bunun kayıt dışı olanıyla birlikte 6 milyon olduğu sabit bir gerçekliktir. Yani değerli Türk kamuoyu, yasadışı kaçak nüfus, sığınmacılar, kaçaklar, mülteciler, ilticacılar değişik değişik isimler altında bazıları doğru, bazıları yanlış adlandırmalarla Türkiye'de bulunan nüfusun toplam 13 milyonu bulan bu nüfusun varlığı halen daha Türkiye'de hem demografik bir bozulmaya yol açıyor hem ekonomik bir yük getiriyor hem de sosyal bir sorun olarak, bir emniyet, bir asayiş sorunu olarak orta yerde duruyor. Öyleyse Zafer Partisi bu politikasında düzensiz göç, kaçak göçmen politikası konusunda haklıdır ve bu sorun orta yerde durmaktadır, çözüm beklemektedir ve bu sorunu doğuran politikaların sahibi olan siyasi partilerin iş başında durmasıyla bu sorun çözülmeyecektir. Sorunun çözümü Zafer Partisi'nin iktidarda bulunması yahut Zafer Partisi politikalarının iktidar tarafından paylaşılması, sahiplenilmesi yoluyla ancak olabilecektir. 

Diğer taraftan yine 18 aydır Türkiye'mizi meşgul eden, Türk kamuoyunu meşgul eden ve Türk devletinin ve milletinin gururunu, onurunu zedeleyen Cumhur İttifakı'nın bir başka politikasıyla yüz yüzeyiz. Bir sürecin içerisindeyiz. Bu PKK ile kurulan pazarlık masasıdır. 18 ay evvel devlet bahçelinin anonsuyla başlatılan bu süreç, bugün bir bilinmezliğin içerisinde, bir sis bulutunun içerisindedir ve pazarlık masasının tarafları bile bu işin nereye varacağını, ulaşacağını bilmemektedir. Bunu ele alacağız niçin böyle olduğunu. Fakat şunu giriş cümlesi olarak söylemek isterim ki: bu pazarlık masasındaki taraflar, toplumu razı edemediği için, toplum bu politikaya rıza göstermediği için, pazarlık masasındaki taraflar masada çakılı kalmışlardır. Anlaşıp, el sıkışıp masadan kalkamamışlardır. Özellikle son bir yıldır yine genel merkez kurullarımızın ele aldığı ve işlediği acil, öncelikli çözüm bekleyen sorunlar içerisinde Türkiye'mizde bağımlılıkla mücadele politikalarımızı ortaya koyduk. Ne mutlu ki bunun en azından hükümet partisi tarafından son aylarda sahiplenildiğini görüyoruz. İçişleri Bakanlığı en azından düzenlediği basın toplantılarında bunu gördük. Uygulama konulup konulmadığını, samimi olup olmadıklarını göreceğiz. Fakat en azından bağımlılıkla mücadele ki bu yalnızca uyuşturucu madde bağımlılığıyla beraberinde kumar bağımlılığı, kumar bağımlılığı da yalnızca sanal kumar bağımlılığı değil, bunların ele alınıp alınmadığını göreceğiz. Fakat biz yine de hem bu meselenin medya marifetiyle saklanan ürkütücü boyutunu toplumun göz önüne getirmeye devam edeceğiz. Hem de çözüm önerilerini hükümetin önüne koymaya devam edeceğiz. 

Diğer taraftan yine Zafer Partisi'nin ısrarla ele aldığı, ortaya koymuş olduğu, vatandaşın birebir mutfağında, evinde, sokakta yaşadığı ancak hükümetin tekelindeki medya organları tarafından işlenmeyen, göz ardı edilen, sesi duyurulmayan bir meseleyi hayat pahalılığını, yani halkın enflasyonu olan gıda enflasyonundaki artışı sürekli işleye geldik. Yolsuzluğu, yoksulluğu, fukaralığı, açlığı ve bunların doğurmuş olduğu ruh hali, duygu hali olan geleceksizliği sürekli işleye geldik ve işlemeye devam edeceğiz. Halkın enflasyonunu, gıda enflasyonunu işlemeye devam edeceğiz. Devletin, hükümetin kontrolündeki kurumların açıklamış olduğu işlenmiş ve revize edilmiş rakamların dışında gerçek rakamları Türk kamuoyunun dikkatine getirmeye ve anlatmaya devam edeceğiz. 

Bir diğer yanıyla şüphesiz içinde bulunduğumuz, yaşadığımız en can yakıcı sorunlardan biri de işsizlik ve özellikle de genç işsizlik. Hakeza Zafer Partisi'nin sürekli gündeme getirdiği sorunlardan biridir. Çünkü gençlerimiz içinde bulundukları hem eğitim sorunları bazen parasızlık sebebiyle okullarına ara vermek yahut binbir zahmetle bitirdikleri okulların sonucunda diplomalı işsizler haline gelmeleri sebebiyle ülkelerine olan ümitlerini yitirmeleri. Bunları Zafer Partisi olarak sürekli ele aldık ve her defasında haksız eleştirilerle karşılaştığımız oldu. Çünkü biz bu sorunları ele alırken ton farkı gözettiğimiz olmuştur. Meselenin içeriğine, hüviyetine, can yakıcılığına göre sorunda anlatımda ton farklılığı yaşadığımız olmuştur. Ve yaşadığımız ton farklılığına göre bazen hükümet o kadar çaresiz kalmıştır ki, örneğin çözüm süreci diye kurmuş oldukları pazarlık masasına ilişkin getirdiğimiz itirazda hükümet öylesine paniklemiştir ki, Türk kamuoyunu Zafer Partisi'ne ayağa kaldırıyor diye bunun olmaması için Zafer Partisi'nin Genel Başkanını özgürlüğünden yoksun bırakarak, siyasetten el çektirerek, Silivri Cezaevi’nde mahpus etmiştir, hapse atmıştır. Fakat Zafer Partisi aynı işleri yapmaktan, aynı politikaları işlemekten bir an bile geri kalmamıştır, kalmayacaktır ve yine de devam edecektir. Çünkü bahsetmiş olduğunuz kaçak göçmenler ve sığınmacılar meselesi, ülkesine kimsenin döndüğü yok değerli arkadaşlar. Hepsi yerde yerinde duruyor. Sadece birçok yerde ne yazık ki artık kanıksandığı için, alışıldığı için öncesi kadar göze batmıyor. Yoksa içimizde bulunan 13 milyonluk kaçak nüfusun, yasadışı göçle gelen bu kaçak nüfusun doğurmuş, yaratmış olduğu ekonomik bozulma, yani enflasyon, yani kiraz fiyatlarındaki artış, gayrimenkul satışlarındaki artış, gıda fiyatlarındaki artış, bu fazladan bakmak, beslemek zorunda kaldığımız, sırtımızda taşıdığımız fazladan 13 milyon nüfus sebebiyledir bir yanıyla da. 

Diğer taraftan demografik bozulma, nüfustaki demografik bozulma ve özellikle Türk nüfusundaki doğurganlık oranının azalması, bebek sayısının azalması ve aksine bu nüfustaki doğurganlık oranında artması hem bugüne hem geleceğe dair önemli bir nüfus demografik bozulması tehlikesini içermektedir. Bunu işledik, anlattık, anlatmaya devam edeceğiz, unutulmasına göz yummayacağız. Bize şu dendi: Suriye'de yönetim değişti, sığınmacılar, kaçakçılar dönüyor, artık Zafer Partisi'ne gerek kalmayacak Türk siyasetinde. Oysa sorun çözülmeden, az önce söylediğim gibi artan nüfusuyla beraber bir de aynen orta yerde duruyor. Ve bu toplumsal bütünlüğe tehdit oluşturan, bu kaçak nüfusun ayırdığına, farkına Avrupa ülkeleri vardı. Başlangıçta görevdeki hükümetler yanıltılmıştı, rıza göstermişti buna. Fakat Avrupa ülkelerindeki halklar bu tehdidin farkına vardı ve bu göçe, yasadışı göçe rıza gösteren hükümetleri al aşağı ediyorlar. İşte Almanya'da bu sonuç yaşanıyor eyalet seçimlerinde. Fransa'da bu yaşanıyor. Birçok Avrupa ülkesinde bu yaşanıyor. Bizim de arzumuz, istediğimiz Avrupa'daki ulus devletlerin kendi varlığını koruması gibi, Türkiye'nin de seçmeninden hükümetlerine kadar, kamu bürokrasisine kadar bu bilince ulaşması, erişmesidir. Bütün çabamız bu konuyu ısrarla işlememiz bu yüzdendir. 

Suriye'de yönetim değiştiği için burada kendilerini fatih olarak görenler vardı. Suriye'nin fethedildiğini söyleyenler vardı. Evet, Cumhur İttifakı iktidarının ortakları, Devlet Bahçeli, Recep Tayyip Erdoğan ikilisi böyle ifade ettiler. Kendilerini birer fatih olarak gördüler ve fethedilmiş bir toprağa gider gibi bürokratlarıyla, genel müdürleriyle oralara gittiler. Suriye'de fetih yaptıklarını sanan bu ikilinin politikaları neleri doğurdu? Bir de bunu ele alalım değerli arkadaşlar. Bu ikilinin, bu iki fatihin, güya fatihin politikaları PKK'yı yeni Suriye'nin ordusuna entegre etmiştir. Suriye PKK'sı SDG'yi yeni Suriye'nin ordusuna entegre etmiştir. 4 adet SDG terör tugayı Suriye ordusunun içinde yer almaktadır şimdi. Bunların marifetiyle, bu bizdeki fatihlerin, Suriye fatihlerinin marifetiyle bu olmuştur. Diğer yandanbu Suriye PKK'sı SDG, Suriye devletine imtiyazlı katılımcı olarak statü sahibi edilmiştir. Artık SDG terör örgütü, etnikçi terör örgütü, orada Suriye'de imtiyazlı bir statüye kavuşmuştur. Ve bir başka ayrıcalık olarak da Suriye PKK'sına hemen sınırımızda özerk, otonom bir bölge ve yönetim kazandırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti hemen komşu sınır ülkemizde bütün bunlar olurken, geleneksel terörle mücadele yöntemini, politikasını bir kenara bırakmış ve olan biteni Terörsüz Türkiye propagandasıyla sadece izlemiştir. Dikkat edin arkadaşlar, geleneksel terörle mücadele politikası terk edilmiş, Terörsüz Türkiye politikasıyla Suriye'de olan biten seyredilmiş ve Suriye PKK'sı orada komşu ülkemizde, sınırımızda statü ve pozisyon elde etmiştir. Hükümetimiz ses çıkarmamıştır. Çünkü içeride Bahçeli-Erdoğan ikilisinin 18 ay önce başlattığı Terörsüz Türkiye yanıltmacası vardı. Evet, Türk kamuoyu yanıltıldı. Terörsüz Türkiye vaadiyle Türk kamuoyu, Türk halkı, Türk milleti yanıltıldı. 

Şimdi aynı terör örgütünün, bu Kürtçü terör örgütü yapılanmasının İran'a karşı ABD-İsrail askeri saldırısında da sahaya sürülebilmesi için dönemin planları ve hazırlıkları vardı. Bu artık açık edildi. Doğrudan ABD Başkanı ağzından da bunları dinleyebiliyoruz. Yani İran ve Körfez Savaşı'nda bu etnik ayrılıkçı Kürtçü terör örgütü ABD-İsrail safında İran'a karşı kullanılacaktı. Elinin rahat olması, Türkiye'nin müdahale etmemesi için Türkiye defterinin kapatılması gerekiyordu. Tam da burada terörsüz Türkiye tabelası asıldı ve PKK tabelası Türkiye'de indirildi. Olan biten buydu 18 ay önce. Son 18 aydır Türkiye'ye yaşatılan buydu. Çünkü bunun olabilmesi için bu Kürtçü terör örgütünün ABD-İsrail safında İran'a karşı bir vekalet savaşı sürdürebilmesi için içeride, Türkiye'de PKK defterinin güya kapatılmış olması gerekiyordu. 2024'ün Ekim ayından itibaren, Devlet Bahçeli'nin anonsuyla başlatılan bu pazarlıklar sürecinin Türkiye'ye yaşatılmasının, bunları yaşamamızın ardında yatan gerçek neden, PKK'nın Türkiye'nin müdahalesinden korunmasıydı, muaf tutulmasıydı. Evet, Kürtçü terör örgütüyle PKK'yla böyle bir pazarlık masası kuruldu ve masa dağılmış değil. Biz, Zafer Partisi olarak bu pazarlık masasını dağıtacağız dedik. Bizimle hukuk marifetiyle fakat yasadışı yollarla mücadele ettiler uğraşılan, halen daha da öyle yapılıyor. Biz yine de Genel Başkanımızın mahpus edilmesi gibi bir bedel ödedik. Aynı bedelleri yine ödeyerek aynı şeyi yine söylüyoruz. Bu pazarlık masasını dağıtacağız. Zaman zaman başarılı olduğumuz oldu. Bu masada oturanların bebek katili, Kürtçü narko-terör örgütünün başı olan Öcalan'ın ikametgahına, ayağına, evet ikametgahına, cezaevi demeye artık yanaşılmıyor çünkü o binasına da bir statü istiyor. Ayağına kadar gidilmesinden alıkonulan siyasi partiler varsa, Cumhuriyet Halk Partisi gibi, Zafer Partisi'nin politikalarının bunda etkisi göz ardı edilemez. 

Şimdi, kıymetli Türk kamuoyu, şunu lütfen hatırınızda tutarak bu pazarlık masasının varlığının devam etmesini bir arada ele alın. Güya terör yapmayı bıraktığını söyleyen bu Kürtçü narko terör örgütü, terör yapmaya başlarken birtakım siyasal taleplerle yola çıkmıştı. Pekala, bu Kürtçü terör örgütü silah bırakıyorum, artık siyaset yapmada terörü vasıta olarak kullanmayacağım derken yola çıkarken ilan ettiği, duyurduğu birtakım vatandaşlarımızı endokrine ettiği siyasal taleplerinden vazgeçmiş midir? Hayır, vazgeçmemiştir. Yani bu Kürtçü terör örgütü aynı siyasal taleplerini sürdürmektedir. Öyleyse siz bu Kürtçü terör örgütüyle bir pazarlık masasına nasıl ve ne için oturursunuz? Bu taleplerin birazını, birkaçını, bazısını karşılamak için mi? Taleplerin geri kalanını da bundan sonraki hükümetlere bırakmak devretmek için mi? Milletin kaderini, hayatını ve bir ülkenin, devletin hayatını bütün olarak ele alacak olursak bugünden yarının tehlikelerini kesmek durdurmak zorundayız. Yoksa bugün iş başındaki hükümetin kendi varlığını sürdürebilmesi için Rusya’yla kazanımlarımızdan, milli menfaatlerimizden elde ettiklerimizden birkaçını, bazısını taviz olarak vermesine rıza gösteremeyiz. Zafer Partisi ve Türk halkının ezici çoğunluğu bu ikinci çözüm ihanet sürecine karşı çıktığı için masadaki taraflar pazarlığı bağlayıp, tamamlayıp masadan kalkamıyorlar. Fakat pazarlık sürecini zamana yayarak Türk milletinin sabrını, direncini test ediyorlar. Yani yılmamızı, usanmamızı bekliyorlar. Oysa bu beklenti boşa çıkacaktır çünkü Zafer Partisi nöbettedir. Cumhuriyet Türkiye'sinin kazanımlarından tek bir taviz bile verilmeyecektir. 

İmralı'daki terörist başı, bebek katili, hem kendisi için hem de kendisine yeni yapılan bina için bir statü peşindedir. Ve bulunduğu yerden alelacele talepleri karşılanmadığı için de tehditler savurmaktadır. Yeniden terörist saldırılara başlayacağı şeklinde tehditler savurmaktadır. Ve Kandil'deki halen ikamete devam eden terör baronları da aynı şekilde daha iki gün evvel, adını burada anıp Zafer Partisi Genel Merkezi'ni kirletmeyeceğim için adını burada anmayacağım terör baronları da aynı şekilde sürecin donduğundan, bittiğinden, durduğundan falan söz etmektedirler. Oysa terörist saldırılara başladıkları günden itibaren hem sivil vatandaşlar hem güvenlik kuvvetleri terör tehdidiyle karşı karşıyadır ve terörle de mücadele edilmektedir. Dolayısıyla bir tehdit bir devlete karşı sökmeyecektir ve tehditle bir masa kurulmayacaktır. Ama iki gün evvelki ziyaretinden öğreniyoruz ki, terörist başına giden heyet, ziyaretteki konuşmalar döküldüğünde tutanaklar öğreniyoruz ki, terörist başı bir göz ameliyatı geçirmiş ve pek mutlu, pek memnunmuş bu geçirdiği göz ameliyatından, sevinçliymiş. Halbuki terörle mücadelede gözlerini kaybetmiş yirmilik delikanlılarımız, kahraman Mehmetçiklerimiz, kararmış dünyalarında, zifiri karanlığa boğulmuş dünyalarında, gençliklerini bitirirken, Kürtçü terör örgütünün başı olan bebek katili Abdullah Öcalan, bu geçirdiği göz ameliyatı sebebiyle ziyaretçilerine duyduğu mutluluğu anlatıyor ve daha parlak, çok daha parlak, çok daha iyi göreceğini sevinçle söyleyebiliyor. Tam da burada benim gözümün önüne, bulup onu izleyin lütfen. Bir gazimize, generalimiz sorduğunda ‘benden bir şey istiyor musun?’ diye, iki gözünü de kaybetmiş olan gazimiz şöyle demişti, ‘gözlerimi istiyorum komutanım’ demişti. Şimdi siz ey PKK ile pazarlık masasına oturanlar, Abdullah Öcalan göz ameliyatı geçirmiş, yüzde yirmi daha çok parlak ve daha iyi görecekmiş. O pazarlık masasında, o al-ver pazarlık masasında bir şeyler alıp verirken, lütfen gözlerini kaybetmiş olan gazi Mehmetçiklerimizin de gözlerini isteyiverin, geri isteyin. Veremiyorlarsa şayet, o pazarlık masasını dağıtın!

Beraberinde Anayasa değişikliği talepleri de var. Milliyetçi Hareket Partisi dahil bazı partilerin de hazırlığını yaptığını, hazırladıkları Anayasayı kasaya kilitlediğini de biliyoruz. Fakat bugüne kadar açıklanmadı, açıklanamıyor da. Çünkü halk razı değil, Türk halkı razı değil. Bu kurulan masaya da razı değil, yapılacak olan Anayasa değişikliğine de razı değil. Çünkü yaşadığı sorunların sebebi öncelikli olarak yoksulluk, fakirlik, açlık, hayat pahalılığı. Bunun kaynağının Anayasa olmadığını biliyor, Anayasadan kaynaklanmadığını biliyor. Öyleyse bunlara çözüm istiyor. Yoksa revize edilmiş Anayasa ya da baştan aşağı yeni bir Anayasa istemiyor. Türk halkı rıza göstermiyor. Hükümet partisinin seçmenleri bile olsalar da Kürtçü terörün kat ettiği aşamaya vatandaş rıza göstermiyor. Cumhur İttifakı'nın siyaset eliti, iktidarda kalabilmek için milli devletin üniter devletten taviz vermeye, boyun eğmeye pek bir niyetli. Fakat aynı hükümetin, hükümet partisinin seçmenleri bu tavize, kendi partisinin çatısında duran siyaset elitlerinin bu tavizine karşı çıkıyor. Hükümet partisinin seçmenleri, AKP'nin, MHP'nin seçmenleri karşı çıkıyor. Geri adım atılmasına rıza göstermiyor ve itiraz ediyor. Cumhur İttifakı iktidarının seçmenleri itiraz ediyor. İşte biz Zafer Partisi olarak bu vatansever seçmeni kucaklıyor ve tebrik ediyoruz. 

Değerli Türk Kamuoyu,

Vatandaşın bugünü de yarını da ekonomik açıdan güvence altında değil, sıkışmışlık duygusu, korku ve öfke toplumun yerleşik ruh haline gelmiş durumda ne yazık ki. Toplumun yerleşik ruh hali korku, öfke ve sıkışmışlık duygusu. Bunu toplumun her kesiminde gündelik hayatta da görebiliyorsunuz. Aynı şekilde hane içindeki aile hayatında da ne yazık ki görebiliyorsunuz. Eşler arası ilişkilerde de görebiliyorsunuz. Ebeveyn çocuk ilişkisinde de görebiliyorsunuz. Çünkü yaşamını sürdürebilmek için borç batağında yüzmek zorunda kalan, gencinden yetişkinine ve ebeveynlerine değin boğazına kadar borca batmış bir toplumun bireylerinin daha farklı olması da beklenemez. Mutlu olması, gülümsemesi beklenemez. Nitekim BDDK verilerine göre içinde bulunduğumuz 2026 yılı başı itibariyle henüz daha Mayıs ayındayız. Vatandaşın bireysel kredi kartı borcu yaklaşık 3 trilyon lira. Ayrıca tüketici kredileri, bireysel kredi kartları ve kredili mevduat hesaplarıyla birlikte ele alındığında hane halkının bankalara olan bireysel borcu 6 trilyon lirayı geçti. Beraberinde bir diğer borçlanma yöntemi olan kredili mevduat hesaplarının toplam büyüklüğü ise 814 milyar lira. Bu borç batağı tablosunda mutlu vatandaş görmek, yüzü gülümseyen bir vatandaş görmek elbette imkansız. Arada rastladığımız mutlu bireyler, yüzü gülümseyen şahıslar görüyorsak, bunlar pek yakından tanıyoruz ki ve biliyoruz ki sadece ve ancak Cumhur İttifakı iktidarının, AKP hükümetinin imtiyazlı siyaset zümreleri ve bu iktidarın dağıttığı nimetlerden geçinen, kamu kaynaklarının yağmalattırıldığı iktidar çevresidir. Bu çevrenin mensubu bireylerin yüzünde ancak gülümseyen ve mutluluk görebiliyoruz. Fakat gerçekte bunların bile sayısı bir yağma düzenini hükmet etmeye, hükümete taşımaya, iktidarda tutmaya yetmez. Yetmeyeceği için de AKP hükümeti hem yasal gereklilik olan ara seçimde hem de toplumsal bir zorunluluk olan erken genel seçimden kaçıyor. Seçimden kaçan AKP, önümüzde iki yıl daha varken bu iki yılı kendi iktidar altında geçirmemizi bekliyor. Önümüzdeki iki yıl daha AKP hükümetinin altında yoksulluk içinde, yoksulluk altında ezilerek geçirmeye kendimizi mahkum ve mecbur görmek istemiyoruz. AKP hükümeti bu iki yılda bizi buna mecbur bırakamaz, bırakmamalı. Çünkü biz bu yoksulluğa, fakirliğe mecbur değiliz. Türkiye'miz AKP kamburunu sırtında taşımaya mecbur değildir. Ve artık damarlarımızda, vatandaşın damarlarında emilecek kan bırakmadığınız için iki yıl daha tutunamayacak ve yapıştığınız bedenimizden kana doymuş bir sülük gibi düşeceksiniz. Ve kana doymuş bir sülük gibi damarlarımızda kan bırakmadan üzerimizden düştükten sonra biz Türk halkı AKP hükümetinin üzerini kireçle örteceğiz ki tekrar hayat bulmasın, gelecek nesillere kötü örnek olmasın diye.”

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve tekhabergazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.